Yeme içmeyi seven biri için çok kötü bir başlık. Çok kötü bir haber.

Her şeyin sonu olduğu gibi yemeğin de “son”u var.

Gogol şöyle yazmıştı : “Ölüm olmasaydı eğer, yaşam bütün güzelliğini yitirirdi.”

Son yemek denilince insana bir hüzün çöküyor ister istemez. Ama hemen ardından da bir merak uyanıyor.

Esra Erhat’ın deyimiyle “Tirbüşon gibi insanın kafasını burktukça, burkan merak değil de nedir ?”

İşte meraklananlar için birkaç örnek. Örneğin, Prenses Diana o elem verici kaza öncesinde son yemeğinde kuşkonmaz ve mantarlı omlet, dilbalığı yemiş ve yanında da şampanya içmiş.

Mahatma Gandi bir Hindu suikastçının kurşununa hedef olmadan önce son yemeğinde keçi sütü, sebze çorbası ve havuç suyu içmiş, üzerine de bir portakal yemiş.

Ernest Hemingway ise akşam yemeğinde New York usulü biftek yanında fırınlanmış patates ve çok sevdiği Sezar salatasını yemiş, yanında da Bordo şarabı içmiş. Yatmış uyumuş. Sabah erkenden kalkıp duvarda asılı tüfeklerden çifteyi seçmiş. İki kurşun yerleştirip verandaya çıkmış ve bang ... bang ... Komşular iki kurşun sesi duymuş.

Ünlü Beatles grubunun müzisyeni John Lennon, New York Manhattan’daki evinde akşam saatlerinde vurulmuştu. Rahmetli o andan yaklaşık iki saat önce menajeri Kill Kashkin’in ısmarladığı soğuk et dilimli sandviçle bir fincan çay içmiş.

Ya Elvis Presley. Garibim son yemeğinde dondurma ve bisküvi yemiş.

Adolf Hitler’in son yemeği ise domates soslu spagetti olmuş.

Bu son yemek meselesi, Leonardo da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” tablosu olmasaydı günümüzde bu kadar önemsenir miydi, bilemiyorum.

İngiltere’de Winsdor Kalesi’ni ziyaretimde üstadın bu tablo için yapmış olduğu beş adet eskizi görünce hala başyapıtlardan biri sayılan bu tabloya ne kadar emek verilmiş olduğuna şahit oldum. Örneğin, İsa’nın ekmek uzatan sol kolunun iki ayrı eskiz çalışması tablonun görünmeyen oluşum basamakları.

Leonardo’nun son akşam yemeği sofrasında bize göre soldan sağa doğru şu kişiler yer alır. Bartholomew, Küçük James, Andrea, Peter, Judas, John, İsa, Thomas, Büyük James, Philip, Matthew, Judas Thaddeus ve Simon.

Denilir ki o yemekte İsa “Biriniz bana ihanet edecek” demiştir. Onun için etrafındaki havariler şaşkın vaziyettedir. Ve hatta, St Peter John’a uzanır ve kimi kastettiğini sormasını ister. İsa da ekmeği çorbaya banıp kime verirse ihanet edecek kişinin o olacağını ifade eder.

İsa, tablonun tam ortasında iki eli yanlara doğru açılmış, sol eli ya ekmeği almak üzere, ya da bırakmış da çekerken görüntülenmiştir. Masanın üzerinde çapati türü ekmekler (pideler) ve şarap kadehleri gayet belirgin fakat tabaklardaki yemeklerin ne oldukları anlaşılamayacak ölçüde genellikle boştur. Yani hikayeye uygun bir biçimde tabaklarda çorba olması gerektiği şekilde çizilmiştir.

Leonardo, dinler tarihinden bir anlık kesintiyi tablosuna konu ederken bir sonraki anı es geçmiştir. Ancak, çizdiği tablodaki sahne bir sonraki sahneye gebedir. İsa, ekmeği kime verecektir ?

Evet, İsa, ekmeği çorbaya bandıktan sonra Judas’a verecektir. Zira, İsa’yı ihbar edecek olan kişi Judas’tır.

Tabii, o masada onüç kişinin bulunmasının ikibin ylılı aşkın süredir onüç rakamının uğursuz sayılmasına yol açmış olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.

Benim, Winsdor Kalesinde görmüş olduğum Leonardo’nun eskizleri 1492-1494 yıllarına tarihleniyordu. Tablonun tamamının 1499 civarında ancak bitirilebildiğini zannediyorum.

Yolunuz bir gün Milano’ya düşerse, Leonardo’nun bu dev eserinin karşısında dikilerek 10-15 dakika ayırın kendinize. İnanın bu vaktiniz sarfedilmemiş, kazanılmış olacak.

DENİZ GÜRSOY